<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Torbalı Şehir ve Yaşam Portalı &#187; Serbest Kürsü</title>
	<atom:link href="http://mytorbali.com/serbest-kursu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://mytorbali.com</link>
	<description>Büyüyen Torbalı&#039;nın Büyük Rehberi..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Dec 2011 18:46:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>İdeal Demokrasiye Doğru</title>
		<link>http://mytorbali.com/ideal-demokrasiye-dogru/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/ideal-demokrasiye-dogru/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2010 11:05:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=3570</guid>
		<description><![CDATA[<p>BİLDİĞİNİZ gibi, Anayasanın birinci madde-si, Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet oldu-ğunu vurgular. Hemen ikinci madde de bu cumhuriyetin vasıfları zikredilir ve Türkiye’-nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk dev-leti olduğu belirtilir. Yine bildiğiniz gibi, bu iki hüküm asla değiştirilemez ve değiştiril-mesi teklif de edilemez. Evet, bu iki esas teminat altındadır, bunlara dokunamazsınız. Belki bir manada mükem-melini [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/ideal-demokrasiye-dogru/">İdeal Demokrasiye Doğru</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BİLDİĞİNİZ gibi, Anayasanın birinci madde-si, Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet oldu-ğunu vurgular. Hemen ikinci madde de bu cumhuriyetin vasıfları zikredilir ve Türkiye’-nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk dev-leti olduğu belirtilir. Yine bildiğiniz gibi, bu iki hüküm asla değiştirilemez ve değiştiril-mesi teklif de edilemez.<br />
Evet, bu iki esas teminat altındadır, bunlara dokunamazsınız. Belki bir manada mükem-melini bulursanız, demokrasiye ilavelerde bulunabilirsiniz. Laikliğin tarifini açabilir, genişletebilir ve onu insani değerleri daha da kuşatıcı olma ufkuna yükseltebilirsiniz. “Sosyal devlet” ifadesi için de aynı şeyleri söyleye biliriz…<br />
Fakat bütün bunları temel meseleler gibi ka-bulün yanı başında, aynı zamanda dünyadaki genel gelişmelerden istifade ederek, bizde de o meseleler inkişaf yani uyarlama şeklinde olması gerekir. Tabiri caizse temeli olduğu gibi kabul edilir, yoruma ve genişletilmeye de açık durulur…</p>
<p>Türkiye’de yarım asırdan daha uzun bir za-mandan beri, demokrasiyi deniyor ve hala en mükemmelini bulmak için uğraşıyoruz. De-nemede başarılı olamadığımız zaman yeniden başa dönüyor, bir kere daha arayışa geçiyor ve yeni testler yapıyoruz. Pozitif ilimlerdeki deneme-yanılma ve doğruyu bulma yolunu bir yönüyle biz gerçek demokrasiye ulaşma mevzuunda kullanıyoruz. Böylece bir manada demokrasi bir gelişme süreci yaşıyor. Batılılar da, “Biz, bu meselenin zirvesini henüz yaka-layamadık, hala yoldayız” diyor ve onlar da kendi anlayışlarına göre ideal bir demokrasi arıyorlar.</p>
<p>Ayrıca, demokrasi değişik toplumlar tarafın-dan farklı farklı şekillerde anlaşılmış ve deği-şik tarzlarda uygulanmıştır. Mesela, A.Lincoln, demokrasiyi “Halkın halk tara-fından, halk için idaresi” olarak ifade etmiş; Hitler, Nazizm’i “gerçek demokrasi” diye nazara vermiş; Mussolini de Faşizm hakkında “merkezi ve otoriter demokrasi” diyebilmiştir. Görüleceği gibi, çoklarınca anti-demokratik kabul edilen bazı ideolojilerin bile demok-ratik oldukları iddia edilmiştir. Rusya’da, Ko-münizmin hakim olduğu dönemlerde, onlar da kendi sistemlerine “Sosyal Demokrasi” demeyi uygun görmüşlerdir.<br />
Dolayısıyla, bugün kemale ermiş ve herkes tarafından benimsenmiş bir demokrasiden bahsetmek imkânsızdır. Bütün hukukçuların ve sosyal bilimcilerin genel kabulü, demok-rasinin henüz bir gelişme süreci yaşadığı isti-kametindedir. Bu açıdan da, Türkiye’nin hal-i hazırdaki problemleri mevcut demokrasiyle çözülebilecek olsa da, onu daha da geliştir-mek ve mümkün olduğu kadarıyla herkesin maddi-manevi ihtiyaçlarına cevap verecek olan en mükemmel demokrasiye ulaşmak hedeflenmelidir.</p>
<p>Evet, demokrasi, temel hak ve hürriyetlerin korunmasını halkın temsilcilerine tevdi eden, milletin görüş ve kanaatlerinin ülke yöneti-minde tesirli olması gerektiği esasına dayanan bir idare şeklidir. Bu da seçimle mümkün kı-lınmıştır. Seçim “intihab” demektir, intihab ise “nuhbe” den gelir. Nuhbe de, kaymak demektir. Unutmayın ki,  bir şeyin aslında ne varsa kaymağı da o cinsten olur. Sütün üstün-de süt kaymağı, şapın üstünde şap kaymağı bulunur…Bu sözler aynı zamanda, “Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz” hadis-i şe-rifinin çok enfes bir yorumundan ibarettir. İşte, halkın içinden çıkan ve onu tam akset-tiren temsilcilerin idaresidir demokrasi.<br />
Dikkat çekmek istediğim diğer bir konu da, Belediye Başkanı ve Meclis üyelerine yö-nelik.<br />
Bulunduğunuz yere halkın iradesiyle geldiği-nizi unutmayınız. Bu halk, iradesini de ÇÖP’te olumsuz ifade etti. Sizler kaymak-sınız, sokaktaki halktan farklı bir düşünceye sahip olamayacağınız gibi hakkınız da yoktur. Yoksa İntihab günü geldiğinde bu halk sizlere hak ettiğinizi vermekte tereddüt etmeyecektir.<br />
Vereceğiniz veya alacağınız kararlarda halka da kulak vermeniz dileğiyle sağlıcakla kalın.</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/ideal-demokrasiye-dogru/">İdeal Demokrasiye Doğru</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/ideal-demokrasiye-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Dünya’da Türkçe rüzgârı</title>
		<link>http://mytorbali.com/yeni-dunya%e2%80%99da-turkce-ruzgari/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/yeni-dunya%e2%80%99da-turkce-ruzgari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 09:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Okulları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Olimpiyatları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=3540</guid>
		<description><![CDATA[<p>8. Türkçe Olimpiyatı 26 Mayıs – 06 Haziran tarihleri arasında yapılıyor. 120 Ülkeden 750 öğrenci ülkemize geldi. Yaklaşık 20 yıldır dünyanın farklı coğrafyalarında hizmet veren Türk Okulları, Türkçe’ye samimiyet, saygı, vefa ve sevgi gibi anlamlar yüklenmesini sağladı. Peki, halihazırda devam eden süreçte amaç neydi? Bu olayın olimpiyatlara dönüşmesindeki sebep neydi? Köşelerinde benim üzerinden ağız bükerek [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/yeni-dunya%e2%80%99da-turkce-ruzgari/">Yeni Dünya’da Türkçe rüzgârı</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>8. Türkçe Olimpiyatı 26 Mayıs – 06 Haziran tarihleri arasında yapılıyor. 120 Ülkeden 750 öğrenci ülkemize geldi. Yaklaşık 20 yıldır dünyanın farklı coğrafyalarında hizmet veren Türk Okulları, Türkçe’ye samimiyet, saygı, vefa ve sevgi gibi anlamlar yüklenmesini sağladı.</p>
<p>Peki, halihazırda devam eden süreçte amaç neydi? Bu olayın olimpiyatlara dönüşmesindeki sebep neydi? Köşelerinde benim üzerinden ağız bükerek eleştirilen kitlelerin neler yaptıklarını isterseniz bir inceleyelim….</p>
<p>Dil insanların birbirlerini anlamasını ve kaynaşmasını sağlayan bir unsurdur. İletişim çağında kültürlerin birbirleri ile kaynaşması, farklı kültürlere sahip insanların birbirleriyle anlaşması dil ile olmaktadır. Türkiye’nin dünya ülkeleri ile geliştirdiği ilişkiler, Türkçe öğrenen binlerce öğrencinin mevcudiyeti dilimizin hak ettiği konumu elde edeceğinin emareleri sayılır.</p>
<p>Türkçe Olimpiyatları da Türkçemizin dünyada hak ettiği konuma gelmesi ve daha yaygın şekilde kullanılması için oluşturulan bir emeğin ürünüdür. En iyi Türkçe öğrenenleri ödüllendirmek amacıyla 2003 yılından beri düzenlenen olimpiyatlar yurt dışında Türkçeye karşı büyük bir heyecan ve ilgi uyandırmıştır.</p>
<p>Türkçe Olimpiyatları bir final niteliğindedir. Yarışmacılar finale gelene kadar birçok aşamadan geçmektedir. Öğrenciler, sınıf ve okul seçmelerinden sonra ülke seçmelerinden ge-çerek bu olimpiyatlara katılmaya hak kazanmaktadırlar. Bir eğitim yılı boyunca olimpiyatlara yaklaşık 10.000 öğrenci hazırlanmaktadır.</p>
<p>Türkiye’deki finallere katılmaya hak kazanan öğrenciler, ülkelerini Türkçe olarak tanıtan stantlar hazırlayıp ülkesini tanıtmakta ve kültürlerin kaynaşmasına katkıda bulunmaktadırlar. Her yıl, geleneksel bir keyfiyet kazanan olimpiyatların ödül töreninde, Türk diline ve kültürüne hizmet eden devlet büyüklerine, siyaset adamlarına, basın-yayın, eğitim ve sanat camiası mensuplarına özel hizmet ödülleri verilmektedir.</p>
<p>Bizler, Anadolu insanın samimiyetinin neler yapabileceğinin hikâyesini oluşturduk inanarak, azimle. Topraklarımızdan dünyaya yayılan Türkçenin gücüne inandık. Türkçeyi öğrenen çocukların kardeşlik duyguları ile beslendiklerini gördük.</p>
<p>Mevlana’dan, Yunus Emreden şiirler okuyan, türkülerimizi seslendiren bu çocukların bir yaz başında ülkemize bıraktıkları tatlı bir huzur bunun göstergesi değil midir?</p>
<p>Bizimle yurtdışına gelen arkadaşlar şahittir, Rus İvan’ın bizi kapıda karşılayıp “Abi hoş geldiniz” deyip bizimle teker teker dolaşması ve her birimizin ayağına terlik vermesi,ne kadar da bizim kültürümüzü özümsemişler, inanın gururlanmamak elde değil. Sarı saçlı mavi gözlü yakışıklı İvan sonra öğreniyoruz Fizik Olimpiyatlarında dünya 1′cisiymiş bir o kadar da mütevazi.</p>
<p>Şimdi bizlerin gurur duyacağı somut işlerden sadece biri bu, diğerlerini de yeri geldikçe yazarım. Boş konuşmakla yaralar iyileşmez merhem olmak lazım, bize ayrılan bu köşeleri ziyan etmeden kullanalım ki hesabımız da kolay olsun sağlıcakla kalın…</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/yeni-dunya%e2%80%99da-turkce-ruzgari/">Yeni Dünya’da Türkçe rüzgârı</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/yeni-dunya%e2%80%99da-turkce-ruzgari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stratejik derinlik</title>
		<link>http://mytorbali.com/stratejik-derinlik/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/stratejik-derinlik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 08:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Dong Feng Motor]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul'un Fethi]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet İçel]]></category>
		<category><![CDATA[Olgun Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[Torbalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=3496</guid>
		<description><![CDATA[<p>Bir haftadır gazetemizde Çin’li yatırımcıların İzmir’e yapmayı düşündüğü 250 milyon dolarlık yatırımlar ile ilgili haberleri takip ediyorsunuzdur. İki firma Dong Feng Motor (DFM) ve Haima gibi Çin’li Dev Otomotiv firmaları; yatırım olarak İzmir’i seçmişler ve yer olarak da Aliağa, Tire, Torbalı ve Menderes ilçeleri arasında kendilerince uygun olan yere fabrikalarını kuracaklarmış. Buraya kadar herşey güzel, [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/stratejik-derinlik/">Stratejik derinlik</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir haftadır gazetemizde Çin’li yatırımcıların İzmir’e yapmayı düşündüğü 250 milyon dolarlık yatırımlar ile ilgili haberleri takip ediyorsunuzdur. İki firma Dong Feng Motor (DFM) ve Haima gibi Çin’li Dev Otomotiv firmaları; yatırım olarak İzmir’i seçmişler ve yer olarak da Aliağa, Tire, Torbalı ve Menderes ilçeleri arasında kendilerince uygun olan yere fabrikalarını kuracaklarmış. Buraya kadar herşey güzel, hatta bizim TTO Başkanı Behçet Çınar’ın girişimleriyle diğer ilçelerin bir adım önüne de geçmiş durumdayız.</p>
<p>Peki bu yeterli mi? Dünya markalarını ilçemize çekmek için ilçe stratejimiz var mı? Yoksa bir Oda Başkanının girişimleriyle mi bu yatırımı ilçeye çekmeye çalışıyoruz?</p>
<p>Cuma günü bu yazıyı kaleme alıncaya kadar Torbalı’da hiçbir yetkiliden olumlu ya da olumsuz bir açıklama işitmedim. Bu da beni inanın çok tedirgin etti. Neden bu kadar duyarsız kalabiliyoruz anlamakta zorluk çekiyorum. Geçtiğimiz Perşembe akşamı değerli yazarlarımızdan İlim Adamı Necdet İçel Bey İstanbul’un Fethi’yle alakalı Özel Olgun Koleji’nde bir konferans verdi. Sebepler açısından maddeler halinde çok güzel ifade etti Feth’i.  Maddeler içinde öyle bir madde vardı ki bizim de durumumuzu hatta memleket olarak durumumuzu çok net ifade ediyordu.</p>
<p>Bildiğiniz gibi İstanbul’un Fethi ile ilgili Peygamber Efendimizin “İstanbul şehri elbette feth olunacaktır ve şüphe yok ki, onu fetheden ne güzel emirdir ve o ordu, ne güzel ordudur” diyerek asırlar öncesinden müjdelemişti. Hocamızın değindiği nokta neden Asr’ı Saadette değil de Fatih döneminde Feth gerçekleşmişti. Sebep olarak da Allah’ın Nusretini cezp edici işlerin yapıldığından bahsetti. Peki, neydi bunlar? </p>
<p>Halkın kendi arasındaki birlikteliği, dayanışması, sarayın halkına karşı teveccühü ve saygısı ve de sarayın ve halkın takva derecesinde yaşaması. İşte bu unsurlar o Emir’i ve orduyu Allah katında yüceltti ve Nusretini kazandı. Bizim buradan almamız gereken dersler var. Hem ilçe halkı olarak hem ilçe idarecileri olarak hem de ülkeyi yönetenler ve muhalifler olarak. Birliğimizi muhafaza ettiğimizde Allah’ın o topluluğa neler bahşettiğini görmemiz gerek. Fatih’ e yaptırdıklarını neden bize de yaptırtmasın?</p>
<p>İzmir EXPO’yu neden kaybetti? Altında yatan sebebe bakın hep aynı iktidarıyla, muhalefetiyle, oda başkanlarıyla, bürokratlarıyla ve halk olarak birlikteliği sağlayamadılar ve bir duruş sergileyemediler. Bu yüzden gitti EXPO..</p>
<p>İlçemize yapılacak yatırımlara iyi olur kötü olur, eğer bir duruşumuz yoksa bir stratejik derinliğimiz yoksa daha çok bakar dururuz. Ne çöp meselesinde gereken tepkiyi koyabildik ne de ilçeye gelecek büyük yatırımlara gereken ilgiyi gösteriyoruz. Herkes kendi havasında tek yaptığımız şikâyet etmek, bakın Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu öğretim görevlisiyken yazdığı bir kitabında ne diyor:<br />
“Toplumların yoğun dönüşüm geçirdikleri dönemlerde bu metodolojik zorlukları ciddi bir uğraş vererek aşmaya çalışan stratejik yaklaşımlar, analizler ve teoriler toplumların tarih sahnesine çıkışlarını da, tarih sahnesindeki mevcudiyetlerini koruyuşlarını da, bu mevcudiyetleri bir atılım gücüne dönüştürebilme kabiliyetlerini de bir çarpan etkisiyle hızlandırabilirler”. Tarih sayfalarında yer almak istiyorsanız ve istiyorsak lütfen birlik olalım ve birlikteliğimizi koruyalım. O zaman belki Allah’ın lütfü ve Nusreti üzerimize olur sağlıcakla kalın…</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/stratejik-derinlik/">Stratejik derinlik</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/stratejik-derinlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hesap Günü</title>
		<link>http://mytorbali.com/hesap-gunu/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/hesap-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 15:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Baykal]]></category>
		<category><![CDATA[YSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=3459</guid>
		<description><![CDATA[<p>YSK olağanüstü toplandı ve oybirliğiyle ‘Referandum 120 gün sonra, 12 Eylül’de.’ dedi. Gerek hukukçular arasında gerekse siyasette 120 gün tezini seslendirenler vardı ama ağırlıklı görüş ‘60 gün’ idi. Referandumun 4 ay sonraya atılması sürpriz oldu. YSK’nın bu kararında anayasa değişikliğine olumsuz bakışın izlerini görmek mümkün. Normali 60 gündü. Yüksek yargının ‘hukuku zorlayarak’ aldığı kararlara bir [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/hesap-gunu/">Hesap Günü</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YSK olağanüstü toplandı ve oybirliğiyle ‘Referandum 120 gün sonra, 12 Eylül’de.’ dedi. Gerek hukukçular arasında gerekse siyasette 120 gün tezini seslendirenler vardı ama ağırlıklı görüş ‘60 gün’ idi. Referandumun 4 ay sonraya atılması sürpriz oldu.</p>
<p>YSK’nın bu kararında anayasa değişikliğine olumsuz bakışın izlerini görmek mümkün. Normali 60 gündü. Yüksek yargının ‘hukuku zorlayarak’ aldığı kararlara bir yenisi eklendi. Siyaset kokan bu kararla YSK kendisini tartışmalı hale getirdi.</p>
<p>Hukuk vazgeçilmez bir ölçü ama başka açılardan bakmak da mümkün. Hayatın hızlandığı, mesafelerin azaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Seçim sonuçları 4 saat sonra belli oluyor. Referandum için ‘120 gün’ ne kadar uzun bir süre. Yeryüzü coğrafyasında ‘evet mi, hayır mı’ diye iki seçenek sunulan bir oylamayı 4 ayda ancak yapabilen kaç ülke kaldı?</p>
<p>Şimdi Türkiye 4 ay boyunca anayasa değişikliğini konuşacak. Sadece yaz aylarının değil sonbaharın gündemi de referandum olacak.</p>
<p>Oylamanın günü çok manidar; 12 Eylül… Askerî darbenin 30. yıldönümü.</p>
<p>Pakette darbeyi yapan generallerin hukuki zırhını kaldıran madde de var. Darbeci Kenan Evren ve arkadaşlarının kaderi bir 12 Eylül günü ‘oylanacak. Planlansa böyle denk getirilemezdi. Simgesel önemi olduğu muhakkak. Tam tarih denk noktası…</p>
<p>YSK ‘120 gün’ derken böyle anlamlı buluşmaya da zemin hazırlamış oldu. Oylamaya psikolojik etki yapacağı kesin. Ben kabul oylarının oranını bir nebze de olsa artıracağını düşünüyorum. Darbe mağduru kitleler bir 12 Eylül günü anayasa değişikliğine ‘hayır’ demekte zorlanacaktır.</p>
<p>YSK ‘60 yerine 120 gün’ dedi, kadere bakın ki o da 12 Eylül’e denk geldi, hesap günü gibi… Tam da 12 Eylül referandumu…</p>
<p><strong>ALDATMA VE GÜVENE DAİR</strong><br />
Herkesin bir yerinden anlamaya, analiz etmeye çalıştığı konuda kimse Baykal’ın özür dilemeyişini sorgulamıyor. Baykal ne kamuoyu önünde eşinden, ne de CHP’li kadınlardan özür dilemiş değil henüz. Yansıtma mekanizması gelişmiş biri olarak, kimi hedef alırsam bu işten az zararla çıkarım hesabı yapmış belli ki.</p>
<p>Hayat arkadaşım dediğin, aile kavramının çekirdeği olan kadınını aldatan bir liderin halkın önüne geçip de vereceği vaatlerin ve mesajların ne kadarı inandırıcı ve samimi olur bilemem. Ama bildiğim bir şey ‘ya da gönlümün istediği eşini aldatmış bir lider olarak öncelikle eşinden, sonra diğer kadınlardan kamuoyu önünde özür dilesin. Özür her şeyden daha çok, insani duygularla alakalı çünkü…</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/hesap-gunu/">Hesap Günü</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/hesap-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Katı atık işleme tesisi mi? Bertaraf tesisi mi?</title>
		<link>http://mytorbali.com/kati-atik-isleme-tesisi-mi-bertaraf-tesisi-mi/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/kati-atik-isleme-tesisi-mi-bertaraf-tesisi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 09:40:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Katı Atık Bertaraf Tesisi]]></category>
		<category><![CDATA[Taşkesik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=3344</guid>
		<description><![CDATA[<p>Şehirlerin önemli sorunlarından biri çevre kirliliğidir. Genellikle görünen ve önlenmeye çalışılan, fabrikaların yarattığı çevre kirliliği olsa da, her geçen gün dağ gibi büyüyen başka bir kirlilik unsuru vardır: Katı atıklar. Her yerde büyük bir sorun olan katı atıklara çözüm bulunamaması durumunda çevre kirliliği, canlıların yaşamını tehdit etmektedir. Geri dönüşümüne ve işlenerek yeni ürünlere dönüştürülmesine olanak [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/kati-atik-isleme-tesisi-mi-bertaraf-tesisi-mi/">Katı atık işleme tesisi mi? Bertaraf tesisi mi?</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şehirlerin önemli sorunlarından biri çevre kirliliğidir. Genellikle görünen ve önlenmeye çalışılan, fabrikaların yarattığı çevre kirliliği olsa da, her geçen gün dağ gibi büyüyen başka bir kirlilik unsuru vardır: Katı atıklar. Her yerde büyük bir sorun olan katı atıklara çözüm bulunamaması durumunda çevre kirliliği, canlıların yaşamını tehdit etmektedir. Geri dönüşümüne ve işlenerek yeni ürünlere dönüştürülmesine olanak sağlayacak tesisler kurulması dünyada giderek hız kazanan bir olgu iken, Türkiye’de çok az şehirde katı atık işleme tesisi bulunmaktadır. Katı atıklar işlenemediği durumlarda, kalıcı bir yöntem olmayan depolama ile bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Bu durumda hergün katı atık miktarı artarken çöp depolama alanlarının doluluk oranı da artmakta ve çöp depolama kapasitesi azalmaktadır.</p>
<p>Katı atıklar endüstriyel, evrensel ve tıbbi olmak üzere üçe ayrılır. Farklı türdeki atıklar için farklı özellikte depolama alanı seçilmektedir. Uygulama alanı olarak da İzmir’de katı atıklar depolama yöntemiyle bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Şimdiye kadar depolama alanı olarak da Harmandalı beldesindeki alan kullanılmaktaydı. Burada evsel, endüstriyel ve tıbbi atıklar depolanmaktaydı. Bu üç çeşit atık grubu içinde en tehlikeli olarak bilinen tıbbi atıkların depolanması için yer seçimi çok önemlidir. Tıbbi atıklar için yönetmelikler açık olarak kuralları koymuştur. Mesela bu depoların en yakın hava alanına uzaklığı 5000 m’den az olamaz, en yakın yerleşim yerine uzaklığı da 3000 m’den az olamaz gibi.</p>
<p>Bir haftadır medyayı takip ediyorum, her kafadan bir ses çıkıyor, bilen de konuşuyor bilmeyen de. Bu olay bana Bergama’daki köylünün altın madeni protestosunu hatırlattı. Körü körüne bilgisizce, birilerinin dolduruşuna gelerek haftalarca yürüyüş yaptılar. Pijamalı amca hala gözümün önünde. Peki sonuç, protesto edenlerin bir çoğu madende işe başladı. Bilgisizce hareket ettiklerini maden işletmecisi kapılarını açıp tesisi tanıtınca anladılar, son teknoloji cihazlarla işletilen tesis tam not almıştı.</p>
<p>Aynı şekilde, Almanya’nın bir kentinde üretilen BMW Z8 serisi otomobil fabrikasının tüm enerjisi 10 km ilerideki çöp işletme tesisinden elde ediliyor olması bizim de nasıl bir yol izlememize ışık tutuyor zannedersem. Şu an kullandığımız doğalgazın, metan gazı ile çok büyük benzerlikler arz etmesi bizim buradan bir kazanç elde etmemiz demek olmuyor mu?</p>
<p>Şimdi diyeceksiniz ki çevre zarar görecek sen kar peşindesin; peki o zaman adama sormazlar mı? Bu kadar fabrikanın olduğu bir ilçede bir tane arıtma var mı? Nereye gidiyor fabrikaların atıkları? Kimseden tık yok, bana göre bu durum daha ciddi.</p>
<p>Taşkesik köyüne kurulması düşünülen tesisin çöp işletim tesisi mi yoksa çöp depolama bertaraf tesisimi olacağı ilk önce bunun aydınlatılması gerek ki ona göre tepki koyalım. Ortalıkta bir çöptür gidiyor. Geri dönüşümüne ve işlenerek yeni ürünlere dönüştürülmesine imkân sağlayacak tesislere destek olmamız gerek bunu yukarıda da bahsettim gelişmiş ülkeler destekliyor ve uyguluyor. Yalnız burada İzmir Büyükşehir Belediyesinden akabinde Torbalı Belediyesinden bir istirhamım var bu konuda samimane bir şekilde kamuoyunu bilgilendirmeleri, ihale edilecek projeleri kamuoyuna açmak bence doğru bir hareket olacaktır. Diğerlerinin de biraz daha akli selim davranmaları, ayakları yere basar şekilde davranmaları iyi olur. Çünkü ülke meselelerinden dolayı zaten gergin olan halkı daha fazla germeye kimsenin hakkı olmadığına inanıyorum.</p>
<p>Rantların ve tartışmaların yaşanmadığı günler dileğiyle sağlıcakla kalın…</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/kati-atik-isleme-tesisi-mi-bertaraf-tesisi-mi/">Katı atık işleme tesisi mi? Bertaraf tesisi mi?</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/kati-atik-isleme-tesisi-mi-bertaraf-tesisi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keyfiyet</title>
		<link>http://mytorbali.com/keyfiyet/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/keyfiyet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 11:07:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[Rehavet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=2995</guid>
		<description><![CDATA[<p>En çok kendimize karşı dürüst olmalıyız. En kötü kandırma kendi kendimizi kandırmamızdır. En yaman hasmımız nefsimizdir; çünkü kendi zekamızı kendi aleyhimize kullandıran oyunları vardır onun. Hiçbirinin zekası bizi onun kadar iyi tanıyamaz, oyuna getiremez. Varlıkla imtihanın yoklukla imtihandan çok daha zor tarafları vardır. Hz. Ömer’in sözü malumdur. Çok daha zordur, çünkü insan rahat iken gaflete [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/keyfiyet/">Keyfiyet</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En çok kendimize karşı dürüst olmalıyız. En kötü kandırma kendi kendimizi kandırmamızdır.  En yaman hasmımız nefsimizdir; çünkü kendi zekamızı kendi aleyhimize kullandıran oyunları vardır onun. Hiçbirinin zekası bizi onun kadar iyi tanıyamaz, oyuna getiremez.</p>
<p>Varlıkla imtihanın yoklukla imtihandan çok daha zor tarafları vardır. Hz. Ömer’in sözü malumdur. Çok daha zordur, çünkü insan rahat iken gaflete daha yakın bir haldedir. Sürekli bir dikkat içinde bulunmanın özel tedbirlerini almazsa, kolayca kayabilir. Hepimiz nefis taşıyoruz; varlığın tatlarına alışınca, yavaş yavaş farklılaşır. Siz dengede durma halinden adım adım uzaklaştıkça, o varlığın tatlarıyla şenlenip palazlanmaya, bazı tavırlarınıza hulul etmeye başlar. Bu o kadar tedricen ve sürekli işlemeler halinde olur ki, küçük dozlarla uyuşturucuya alışır gibi alışırsınız sapmalara.</p>
<p>Düşünceleriniz, duygularınız, ruh dünyanız her gün biraz daha değişir.<br />
Tatlı tatlı değişir. Özel tevillere cevazlara doğru meyledersiniz.</p>
<p>Özetle, zaman içinde dengeniz bozulur. Kendi kendinizden çok memnun bir hale gelirsiniz. İç gözlem, özeleştiri, mahviyet tevazu ve huşu içindeki yakarışlarınız, yerini, rutinleşmiş ve biçimselleşen alışkanlıklara bırakır. Siz artık eski siz değilsinizdir. “Vaktiniz azalmış, meşguliyetiniz artmıştır.” “… Anlatması kolay da, yaşarken fark edilmesi çok zor. Kendisine anlatsan gaflet izahlarının hepsini güzel güzel dinler, zaten de biliyordur; ama hiç üstüne almaz. Çünkü kendi kendini kandırabilmesini mümkün kılan bazı olumlu işleri de vardır, onları örtü yapar. Nefs ruha perde olunca, ruhun nuru olan akıl da tutulur ve yalnız kalan zeka sizin aleyhinize çalışmaya elverişli hale gelir. Bir başka denge oluşmuştur artık: gaflet dengesi.”</p>
<p>İbadetler ve tefekkür ihtarları, işte böyle bir negatif dengenin oluşmaması içindir. “Az da olsa, sürekli” ilkesi  de aynı sebebe bağlanmak gerekir. Duyarlılıklarımızın periyodik bir devamlılık içinde beslenmesine ihtiyacımız vardır bizim.</p>
<p>Rehavete kapıldığımız an, gaflet mekanizmaları işlemeye başlar. “Oldum, tamamlandım” gururuna kapılmaktan çok sakınmalıyız ki, itidal dengemizi koruyalım ve düşünerek sevgiyle yaşamayı sürdürebilelim. Kimyayı saadet sözünü bunun için çok severim. Hakikaten çok hassas çok ince bir manevî kimya etkileşiminin denge şartları içindeyiz. Mutluluk bu denge şartlarının bir ahenk oluşturmasına benzeyen bir güzelliktir. Mutluluğumuz her şeyin yerli yerinde olmasına bağlı; kaç derecelik sapma varsa, o derece gölgeleniriz. Bir düşünür “sinir sistemi hiç affetmez” diyor. Mutluluk dengesi de öyledir, küçük bir hata bize çok pahalıya mal olabilir; küçük bir tavır pozitifliği de bize çok şey kazandırabilir.</p>
<p>İnançlarımız olmasaydı akıl yalnız başına bu dengeyi kuramaz, koruyamaz, gelişmesini sağlayamazdı.</p>
<p>Evet, hastalıklarımız belli; para, şöhret, makam bunlar hep gelip geçici.</p>
<p>Bunlara sahipken nefsimize sahip çıkmak esas olan, Allah yar ve yardımcımız olsun sağlıcakla kalın.</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/keyfiyet/">Keyfiyet</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/keyfiyet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnanmayacaklar!</title>
		<link>http://mytorbali.com/inanmayacaklar/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/inanmayacaklar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 10:07:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kurucan]]></category>
		<category><![CDATA[Cemalullah]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ümitsizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=2691</guid>
		<description><![CDATA[<p>“İNANMAYACAKLAR” diye başladı sözlerine. “İnanmayacaklar, bizim insanlığın sulh ve selameti için çalıştığımıza. İnanmayacaklar, dünyayı bütün insanlığın kardeşçe yaşadığı bir sulh adacığı yapmak için gayret gösterdiğimize. İnanmayacaklar, ne dünya ne de ukba adına hiçbir beklentimizin olmadığına. İnanmayacaklar, Allah’ın rızasından başka bir talebimizin bulunmadığına”. Bunları derken vücudu tel tel dökülmüş bir halde yorgun, sesi etrafındaki üç beş [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/inanmayacaklar/">İnanmayacaklar!</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“<strong>İNANMAYACAKLAR</strong>” diye başladı sözlerine.</p>
<p>“İnanmayacaklar, bizim insanlığın sulh ve selameti için çalıştığımıza. İnanmayacaklar, dünyayı bütün insanlığın kardeşçe yaşadığı bir sulh adacığı yapmak için gayret gösterdiğimize. İnanmayacaklar, ne dünya ne de ukba adına hiçbir beklentimizin olmadığına. İnanmayacaklar, Allah’ın rızasından başka bir talebimizin bulunmadığına”. Bunları derken vücudu tel tel dökülmüş bir halde yorgun, sesi etrafındaki üç beş kişinin ancak duyabileceği kadar hafif ama mantık ve muhakemesi, ifade ettiği mana bütünlüğünden de anlaşılacağı üzere alabildiğine sağlam, azmi ve kararlılığı her zamanki dinginliği ile yerinde, ruh ve heyecanı ise kabına sığmayan bir delikanlının heyecanları kadar ateşindi.</p>
<p>Sonra döndü kendi kendine muhakeme yapar tarzda sordu; “Neden inanmıyorlar? Neden içte ve dışta psikolojide paranoya denilen hastalıkla izah edilebilecek bir sürecin içine giriyorlar? Neden kuşku ve şüphelerini izale edemiyorlar? Söylenen sözler, yapılan şeyler ortada; kuşkularını besleyecek herhangi bir delil ellerinde olmamasına rağmen; “evet hâlâ neden bütün bu şüpheli bakışlar ve inkârlar?”</p>
<p>Cevabını kendisi verdi: “Dünyaya bizim baktığımız pencereden bakmıyorlar. Ukbaya bizim inandığımız gibi inanmıyorlar. Bizim için çok büyük mana ifade eden değerler, onlar için hiçbir mana ifade etmiyor. Biz ahiret, cennet, cemalullah diyoruz; Allah’ın rızası yeter diyoruz; onlar tam aksine dünya diyor başka bir şey demiyorlar. Biz makam-mansıp, şöhret şeref, parapul bir kenara diyoruz; onlar bunları hayatlarının merkezine koyuyorlar. Biz fani dünya, aldanmaya gerek yok; fani dünyada yapacağımız her şeyi ahirete göre, ahirette Allah’ın teveccühüne göre ayarlamalıyız diyoruz; onlar tam aksi istikamette düşünüyor ve inanıyorlar. Biz “dünyanın lezaizi zehirli bala benzer, lezzeti nisbetinde elemi de vardır.” penceresinden dünyaya bakıp meşru veya gayri meşru dünyevi lezzetlerin hepsinin bir imtihan unsuru olduğuna inanıyoruz, “onların ellerinde böyle bir ölçü yok.”</p>
<p>Bu cümleleri sarf ettikten sonra derinden derine bir iç geçirdi ve yorulduğunu söyledi. Gerçekten yorulmuştu; çünkü günlerdir hastane şartlarında tedavisi gereken bir hastalıkla boğuşuyordu. İç geçirmişti; çünkü anlaşılmıyor ve anlaşılamıyordu. Bilenler bilir, böylesi insanları üzen, sıkıntı ve cendere içine sokan şeylerin başında gelir anlaşılmama ve anlaşılamama. Hele bunlar aynı değerlerin, hatta aynı atmosferin paylaşıldığı yakın çevreden insanlar olunca, sanıyorum ızdırapları Ziya Gökalp’in cehalet için kullandığı tabirle ‘mük’ap” seviyesine çıkar. İşte böylesi hallerde kaç defa dile getirmiştir şu mısraları: “Dertliyim dersen belayı dertten âh eyleme; Âh edip dertsizleri derdinden âgâh eyleme.”</p>
<p>“Pekala neden konuşuyor diyebilirsiniz? Bence bu soru, insanın hangi pencereden hayata baktığını hatta derecesini ve seviyesini ele veriyor. Rica ederim; sıradan birinden değil; derdine âşık birisinden bahsediyoruz. Onun ruh dünyasından, gönül penceresinden, nazar adesesinden, gaye ufkundan dem vuruyoruz.</p>
<p>Derdine âşık böyleleri söylegen olur. Mekân, zaman tanımaz böylesi zatlar. Usul ve üslubu, muhataplarına göre seviye ve dozajı bizzat kendileri ayarlayarak her ortamda dile getirirler dertlerini. Sonra yönlendirirler insanları o dertlerin çareleri diye öngördükleri şeylere. Kaç defa duymuşuzdur şu sözleri kendisinden: “”<span style="color: #333399;">Elimden gelse, toprağın bağrına ekilen tohumlar gibi, insanların sinesine ızdırap tohumu, dert tohumu, sancı tohumu eker ve yeşermesini beklerdim. Günümüz dünyasının en büyük derdi dertsizliktir.</span>”</p>
<p>“Bilmem dikkat ettiniz mi kuru bir tabirle dertli demedim; aksine derdine âşık dedim. Zira derdine âşık kişilere dertli demek aynı zamanda bir hakarettir. Yine kaç defa duymuşuzdur şu mısraları: “<span style="color: #333399;">Ya Rab! Belayı aşk ile kıl âşina beni. Bir dem belâyı aşktan etme cüdâ beni!</span>”</p>
<p>“Sözün geldiği bu noktada sonra tekrar etrafına baktı; salonda yer alanları teker teker dikkatlice süzdü. Kim bilir aklından neler geçirdi? İhtimal sözlerinin yanlış yorumlanacağından endişe etti ve hemen “ama ümitsiz olmamak lazım” diye başladı tekrar konuşmaya: “Evet, ümitsiz olmamak lazım. Ümitsizlik Kur’an’ın beyanlarına göre kâfir sıfatıdır. Ümitsizliğe düşen Müslüman kâfir olur manası çıkartılmamalı bundan ama ümitsizlik küfre ait bir vasıftır. Hangi şart altında olursanız olun, ümitsiz olmamalısınız. Niyetiniz halis, gayeniz O ve O’nun rızası olduktan sonra, niye ümitsiz olacaksınız ki? Hz. Yusuf misali kuyunun dibinde de olsanız, ümitsizlik yok. Hem bakmaz mısınız Yusuf’un (as) kıssasının anlatıldığı sûreye. Hz. Yusuf ile alakalı her hadise neredeyse en ince detaylarına kadar anlatılıyor. Fakat kuyuya atılmasından dolayı evvel ve ahir hiçbir şikâyet cümlesi yok. Demek hiç etkilenmemiş. Ümit demiş yoluna devam etmiş. Zindana atılmış; yine etkilenmemiş, Rabb’im demiş, çizgisini değiştirmemiş. Ve sonuç; müşarun bi’l benan yani parmakla gösterilen bir vezir olmuş.”</p>
<p>Sonra tekrar başa döndü: “Onlar inanmasa da, şüphe ve kuşku ile bakmaya devam etseler de, siz çizginizi değiştirmeyeceksiniz. Evrensel değerlerin ihya ve ikamesi adına plan ve projelerinize devam edeceksiniz. Dünyevî makam ve mansıpları ayaklarınızın altına aldığınızı halinizle, tavrınızla, davranışla göstermekten dur olmayacaksınız. Paranoyalara sebebiyet vermeden, insanlığın sulh ve selametinden başka hiçbir şey düşünmediğinizi çeşitli dillerle güçlü bir şekilde anlatacaksınız. Resimden müziğe, romandan şiire, sinemadan spora kadar sanatın bütün alanlarını bir dil olarak kullanacaksınız. Belki itiraz edenler olacak! Olsun. Doğru mu diye tereddütler uyaranlar çıkacak? Çıksın. Şimdiye kadar tahrip istikametinde kullanılan vesileler, neden tamir ve ihya istikametinde kullanılmasın ki? Ben zamanımın çocuğuyum. Aklı başında, dünyayı iyi okuyan kimsenin itiraz edeceğini sanmam bunlara. İtiraz etseler de bir mana ifade etmez. Ve sabredeceksiniz. Asırlardır devam edegelen ve kangren olmuş yaraları birden tedavi edemezsiniz”&#8221;</p>
<p>“Kimden mi bahsediyorum? Tahmin ettiğiniz gibi <strong>Fethullah Gülen Hocaefendi</strong>’den.”</p>
<p><strong><em>Alıntı: Ahmet KURUCAN (Zaman)</em></strong></p>
<p><a href="http://mytorbali.com/inanmayacaklar/">İnanmayacaklar!</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/inanmayacaklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seveceksen öyle sev!</title>
		<link>http://mytorbali.com/seveceksen-oyle-sev/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/seveceksen-oyle-sev/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 11:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman DAŞMAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşi]]></category>
		<category><![CDATA[Dergah]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlânâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=2445</guid>
		<description><![CDATA[<p>Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi&#8221;nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler. Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır. Adam bir yandan onları [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/seveceksen-oyle-sev/">Seveceksen öyle sev!</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi&#8221;nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler. Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır. Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır.<br />
Mevlevi&#8217;nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır. Bektaşi’nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır.  Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır. Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister.  Büyük merakla, önce Mevlevi&#8217;ye sorar:<br />
&#8220;Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel bir sebebi var mı?&#8221;<br />
Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır.  İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der:<br />
&#8220;Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz.  Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız.&#8221;</p>
<p>Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi&#8221;ye döner:<br />
&#8220;Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?&#8221;<br />
Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der:<br />
&#8220;Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.&#8221;</p>
<p>ÖZETLE:<br />
Seveceksen öylece sev.<br />
Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.<br />
Birincisini zaten bulamazsın, ikincisinde ise, bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir. Her ikisi de seni mutsuz eder. Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için mutsuz olursun&#8230;</p>
<p><strong>Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.</strong> [Mevlâna]</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/seveceksen-oyle-sev/">Seveceksen öyle sev!</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/seveceksen-oyle-sev/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyaz Adam Evimize Gelmez ki..</title>
		<link>http://mytorbali.com/beyaz-adam-evimize-gelmez-ki/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/beyaz-adam-evimize-gelmez-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 13:19:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun TOKAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Kenya]]></category>
		<category><![CDATA[Önden Giden Atlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Okulları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=2415</guid>
		<description><![CDATA[<p>İşte ayrılıyordu. Kara sevdasına veda vaktiydi. Yıllar ne çabuk da geçmişti. Çamurlu yollara, karanlık sokaklara, akmayan sulara, kesik elektriklere, çöp kokularına, abus çehreli memurlara, olmayan belediye hizmetlerine&#8230; Evet, onlara da veda ediyordu. Değil mi ki derdiyle sevmişti bu şehri. Kızıl sabahlara, güneş yüklü öğlelere, gam yüklü karanlık gecelere, yolunu kesen hırsıza, evini basan eşkıyalara, şehrin [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/beyaz-adam-evimize-gelmez-ki/">Beyaz Adam Evimize Gelmez ki..</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşte ayrılıyordu.  Kara sevdasına veda vaktiydi.<br />
Yıllar ne çabuk da geçmişti.<br />
Çamurlu yollara, karanlık sokaklara, akmayan sulara, kesik elektriklere, çöp kokularına, abus çehreli memurlara, olmayan belediye hizmetlerine&#8230;</p>
<p>Evet, onlara da veda ediyordu.<br />
Değil mi ki derdiyle sevmişti bu şehri.<br />
Kızıl sabahlara, güneş yüklü öğlelere, gam yüklü karanlık gecelere, yolunu kesen hırsıza, evini basan eşkıyalara, şehrin varoluşlarında bitip tükenen hayatlara, acılarla yoğrulan gecelere&#8230;</p>
<p>Artık veda vaktiydi.<br />
Bitmeyen tutkusundan, kara bahtlısından, Afrika&#8217;sından, kara kıtasından, kara sevdasından ayrılıyordu.<br />
Henüz ağlamaya başlamamıştı.<br />
O sadece hatırlıyordu.<br />
Bir gün, 1,5 milyon siyahın sefalet içinde oturduğu Kibera Bölgesi&#8217;ndeki teneke evlerini ziyaretleri sırasında, Hasan Bey&#8217;in eşi Fatma Hanım&#8217;ın dudaklarından bir ağıt gibi dökülen sözleri, ömrünün sonuna kadar unutması mümkün değildi.</p>
<p>O gece, o siyah kadın, nasıl da içten konuşmuş, duygularını nasıl da güzel dile getirmişti;   &#8220;Gördüğünüz gibi, Kenya&#8217;nın fakir bir bölgesinde yaşarız biz. Günübirliktir hayatımız&#8230; Bulduğumuz kuru bir ekmek mutlu etmeye yeter de artar bizleri. Ben, eşim ve çocuklarım bu küçük teneke barakada yaşarız. Yadırgamayız halimizi asla. Zaten birçok Kenyalı da bizimle aynı kaderi paylaşır. Mahallemizin dar, toprak sokaklarından üstü açık lağım kanalları geçer; hastalık, ölüm eksik olmaz buralarda. Yakıcı güneş ışıkları teneke barakamızı fırına çevirir adeta; sıtma, dizanteri, tifo bırakmaz yakamızı bir türlü&#8230;</p>
<p>Bir de beyaz adamlar yaşar bizim ülkemizde. &#8216;Onlar ve biz&#8217; olarak hayatı sürdürürüz, garipsemeyiz aramızdaki uçurumu: Beyaz Efendi hep üstündür, daima güçlüdür, her zaman saygıya layıktır. Bizlere kendi inanç sistemlerini anlatmaya gelen farklı dinlerin mensupları da hep bu ayrılığı ima ederler: Dinlerini anlatırken zenci-beyaz farkını dile getirmeseler de yaşantılarıyla hissettirirler derimizin rengini&#8230; Ayrı sofralarda oturur, ayrı arabalara biner, ayrı evlerde yaşar onlar da.</p>
<p>Bazen ışıl ışıl yıldızlarla dolu Afrika gecelerinde eşimle oturur, derin düşüncelere dalardık. İşte o anlarda kimi zaman kafamızdaki şablonları zorlar, bu anlamsız farklılığa ve adaletsizliğe düşüncelerimizle baş kaldırır; kâinatı yöneten ve onu mükemmel bir şekilde hareket ettiren Zat&#8217;ın ülkemizde yaşanan bu zenci-beyaz ayrımından pek de hoşnut olmadığını düşünürdük.</p>
<p>Bir gün bizim gibi düşünen beyazların da olacağını ve onlarla tanışacağımız ânı hayal ederdik. Afrika&#8217;mızın kara bahtının bu buluşmayla aklanacağını kurardık , gözlerimiz dola dola. Ama sabah uyanınca hayallerimiz sona erer hayatın gerçekleri bir kamçı gibi yüzümüze çarpardı</p>
<p>Sizlerle tanışacağımız âna kadar hep böyle devam etti hikâyemiz&#8230; Yani, eşimin Türk Okulu&#8217;nda öğretmen olarak işe başlamasına değin. Evet, sizler de beyazdınız ama davranışlarınızla, hayat tarzınızla kafamızda oluşan kalıpları alt üst ettiniz.</p>
<p>Okulda göreve başladığı ilk günün akşamı eşim Hasan&#8217;ın söylediklerini hiç unutamıyorum. Bana büyük bir heyecanla şunları anlatmıştı: &#8220;Biliyor musun yöneticiler ve öğretmenlerin bir kısmı beyaz fakat bugüne kadar tanıdıklarımızdan çok farklı. Aynı şartları paylaşıyoruz, aynı masada aynı yemekleri yiyoruz&#8230; İnanmayacaksın; ama bana ve zenci arkadaşlara kendi insanlarına davrandıkları gibi davranıyorlar; bir beyaz öğretmen bizlere tepsiyle çay dağıttı. Okul müdürü bir ara beni çağırarak yaşadığımız ortamla ilgili bilgi aldı.</p>
<p>Anlattığı şeyler gerçekten şaşırtıcıydı; bir beyaz adam zencilere nasıl hizmette bulunabilir, aynı ortamı ve standartları nasıl paylaşabilirdi! Bunlar gerçekten bugüne kadar karşılaşmadığımız davranışlardı. Hasan&#8217;a, &#8220;Bu davranışları içten olmayabilir. Buralara yeni geldikleri için bizlere ihtiyaçları vardır. Birkaç ay sonra bildiğimiz diğer beyaz adamlar gibi davranırlar.&#8221; diye cevap verdim. Ancak aradan günler aylar geçti. Hasan&#8217;ın yeni dostları olan sizlerin davranışları hiç değişmemiş, tam aksine zaman geçtikçe daha da samimi ve içten hale gelmişti.</p>
<p>Kocam her akşam eve döndüğünde bana sizleri anlatır olmuştu. Sizlerle bir fırsatını bulup tanışmak için adeta can atıyordum. Kafamın bir tarafında hep şu soru vardı: Bir beyaz adam asla kendisini bizimle eşit görmez. Bu mutlaka okulun prensipleriyle ilgili bir durumdur. Hasan yine bir akşam telaşla ve heyecanla geldi eve.</p>
<p>Bana, &#8220;Fatma müjde, onlarla artık tanışacaksın. Müdür Bey, Türkiye&#8217;den gelen birkaç misafirle beraber bize gelmek istediğini söyledi.&#8221; Önce çok şaşırdım; çünkü böyle bir şeyin asla mümkün olmayacağını düşünüyordum. Hatta Hasan&#8217;a biraz da kırılmıştım: &#8220;Lütfen benimle alay etme&#8221;, dedim. O ise hâlâ aynı heyecanlı ses tonuyla; &#8220;Alay etmiyorum. Gerçekten yarın akşam bize gelecekler, buna inan.&#8221; diyordu.</p>
<p>Eşim oldukça ciddiydi. Onu iyi tanırım. Bu ses tonu ve bu yüz ifadesiyle asla şaka yapmaz. Artık tatlı bir heyecan ve merak sarmıştı beni de. Fakat hâlâ bir yanlışlık olabileceğini düşünüyordum.</p>
<p>Hasan&#8217;a sert bir ses tonuyla: &#8220;Beyaz adam evimize gelmez ki!&#8221; dedim. O an ağladığımı fark ettim. Aman Allah&#8217;ım neden ağlıyordum ki&#8230;</p>
<p>Yoksa&#8230;<br />
Yoksa simsiyah tenimden süzülen bu beyaz gözyaşları beklediğim, özlediğim ak Afrika&#8217;ya mıydı? Beklediğim nur yüzlü insanlar sizler miydiniz acaba? Bu günü ve geleceğiniz saati iple çektim. İçimde hep &#8220;Acaba gelirler mi ki?&#8221; sorusu vardı. Gelseler bile bize nasıl bakarlar, nasıl davranırlardı; bu farklı halimizi ve ortamımızı nasıl karşılarlardı? diye, düşünüyordum.</p>
<p>Ve geldiniz&#8230; Önce eşimle kucaklaştınız, sonra beni saygıyla selamladınız, büyük bir nezaketle halimi hatırımı sordunuz&#8230; Mutluluktan ağlamak geliyordu, içimden&#8230; İlk kez bir zenci ile beyazın böylesine dostça kucaklaşmasına şahit oluyordum. Hepsinden önemlisi de çocuklarımı tek tek kucaklarınıza aldınız, onları tek tek öptünüz, sevdiniz. Hepimize ayrı ayrı hediyeler getirmişiniz. Üstelik teneke, tek odalı evimizi hiç yadırgamadınız. Biliyor musunuz bizim teneke evimize ilk defa bir hediye giriyor, ilk defa bir beyaz misafir geliyordu. Bize tepeden bakmıyordunuz.</p>
<p>İşte o an anladım ki beklenen ak adamlar, nur yüzlü insanlar sizlersiniz.</p>
<p>Bu gece, küçük teneke barakamız tarihe şahitlik ediyor. Afrika&#8217;mızın kara bahtını değiştirecek, beklediğimiz insanlar siz olmalısınız.&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>İşte bu anılar, bu anlatılar, kulaklarında ve ruhunda öyle ayrılıyordu, kara sevdasından.<br />
Geride çok güzel günler ve intibalar bırakıyor, yüreğinde çok güzel hatıralar götürüyordu.<br />
Ecdadının 1585&#8242; de geldiği Kenya&#8217;dan ayrılıyordu.</p>
<p>Ömer Öğretmen&#8217;in dedelerinin, sadece okyanusun kenarına kurdukları Osmanlı kalesini değil, gönüllere kurdukları sevgi kalelerini hiç unutmamışlardı, Kenyalılar.<br />
O da dedeleri gibi Kenya&#8217;da sevgi kaleleri kurmuş, okullar açmıştı.</p>
<p>Siyah ve beyaz öğrencilerin birlikte okuduğu okullar&#8230;</p>
<p>Kendisi gidiyordu ama yüreği kara kıtada kalıyordu.</p>
<p>Yuvasındaki kuşlara, yerdeki karıncalara, varoşlardaki yoksul çocuklara, tuzlu sularında hayallerini saklayan okyanusa, mavi sulardan selam çakan yunusa, koştuğu tepelere, taş attığı göle, tırmandığı ağaca, siyah saçlarını sıcak gözyaşlarıyla yıkadığı gamlı gecelere veda ediyordu.</p>
<p>Evet, onlara da veda ediyordu.</p>
<p>Değil mi ki derdiyle sevmişti, bu şehri.</p>
<p>Artık veda vaktiydi.</p>
<p>Bitmeyen tutkusundan, kara bahtlısından, Afrika&#8217;sından, kara kıtasından, kara sevdasından ayrılıyordu.</p>
<p>Artık ağlıyordu. </p>
<p><a href="http://mytorbali.com/beyaz-adam-evimize-gelmez-ki/">Beyaz Adam Evimize Gelmez ki..</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/beyaz-adam-evimize-gelmez-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahipsiz memleketim Torbalı</title>
		<link>http://mytorbali.com/sahipsiz-memleketim-torbali/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/sahipsiz-memleketim-torbali/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 10:51:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[ADNKS]]></category>
		<category><![CDATA[Arapkahve Çayı]]></category>
		<category><![CDATA[Çevlik Çayı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetrek Çayı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Kadını]]></category>
		<category><![CDATA[Torbalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=2281</guid>
		<description><![CDATA[<p>Uzun zamandır yazmak istediğim ama yazmamak için kendi mi kısıtladığım acaba kantarın topuzunu kaçırır birilerini kırar mıyım diye düşünürken baktım ki, zaten bir sürü eksiği olan ilçemizde gariplikler üst üste geliyor. Kendi çöpümüz yetmiyormuş gibi İzmir’in de çöpünü bize satmaya çalışmaları gibi. Benim ise değinmek istediğim konu ÖSS, Ehliyet ve KPS sınavlarının neden ilçemizde yapılmadığı, [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/sahipsiz-memleketim-torbali/">Sahipsiz memleketim Torbalı</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır yazmak istediğim ama yazmamak için kendi mi kısıtladığım acaba kantarın topuzunu kaçırır birilerini kırar mıyım diye düşünürken baktım ki, zaten bir sürü eksiği olan ilçemizde gariplikler üst üste geliyor.</p>
<p>Kendi çöpümüz yetmiyormuş gibi İzmir’in de çöpünü bize satmaya çalışmaları gibi.</p>
<p>Benim ise değinmek istediğim konu ÖSS, Ehliyet ve KPS sınavlarının neden ilçemizde yapılmadığı, ya da yapılamadığı?</p>
<p>Kimler bu konuda yetersiz kalıyor, biraz irdeleyelim istiyorum.</p>
<p>Geçenlerde Kubilay kardeşimin Torbalı’yı çok güzel anlattığı bir yazı vardı, demişti ki “<strong>Torbalı herkesin ihtiyacını gördüğü, kullandığı ama sahiplenmediği bir hayat kadını gibi</strong>” ortada kalıyor, sahipsiz şekilde. İlk önce bu ilçede siyaset yapan iktidar ve mu-halefete, sonrada buraya tayin olmuş bürok-ratlara nasıl bir ilçede yaşadıklarını hatırlatma adına her yerde bulabileceğiniz. Torbalı hakkında kısa bilgi vermek istiyorum:</p>
<p>Torbalı, orta, batı, güney kısmı ova, kuzey ve kuzeydoğu ile güney batı kısmı dağlar ile çevrili Küçük Menderes Havzası üzerinde 603 km2′lik bir alan üzerinde kuruludur. Doğusunda Bayındır ve Tire, batısında Menderes, kuzeyinde Buca ve Kemalpaşa ve güneyinde Selçuk ilçeleriyle komşudur.</p>
<p>Akdeniz ikliminin hakim olduğu ilçemizde yazlar sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçer.</p>
<p>İlçe merkezinin rakımı 35 metre olup, ilçenin en yüksek rakımı 781 metre ile Keçikalesi Dağı tepesidir.</p>
<p>En düşük rakım ise 15-20 metre ile ilçenin güney kısmına düşen ovalardır. Yöremizdeki akarsular Fetrek Çayı, Arapkahve Çayı ve Çevlik Çayı, Küçük Menderes nehrine güneyden karışmaktadır.</p>
<p>Yörenin mevcut toprak yapısı verimli olup, her türlü hububat ve endüstriyel bitkiler (tütün, pamuk gibi) ile sebze ve meyve yetiştirilir.<br />
Ayrıca dağ eteklerinde zeytinlikler mevcut olup; dağlar ise çam ağaçları ile kaplıdır.</p>
<p>2008 ADNKS sonuçlarına göre ilçemiz nüfusu 121.963′dür. Bunun 110.498 şehir merkezinde, 11.465′i ise köylerde yaşamaktadır.</p>
<p>Merkezde yaşayan erkek nüfus sayısı 55.624, kadın nüfusu ise 54.874′ dür. Köylerde yaşayan erkek nüfus sayısı 5.780, kadın nüfus sayısı ise 5.685′dir.</p>
<p>İlçenin kuzeyinde irili ufaklı 350 civarında fabrikasıyla ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlamaktadır. Son birkaç yıldır da birçok ili geride bırakarak vergi rekortmeni bir ilçedir.</p>
<p>Evet, saygıdeğer siyasilerimiz ve bürokratla-rımız bizim Tire’den Ödemiş’ten eksiğimiz ne? Sınav günleri ilçe dışından gelecekleri koruyamamaktan mı? Olur da akşam gelenleri yatıracak yer bulamamaktan mı?<br />
Yoksa ulaşım sorunumuz mu var?<br />
Yada sınıflarımız mı yetersiz?<br />
Bunları sağlayamamaktan mı korkuyorsunuz?</p>
<p>Ben sizi rahatlatayım isterseniz; Türkiye’nin hem bina hem de sistem açışından en modern Emniyetine sahibiz asayiş sorun olmaz, ilçemizin girişinde ve çıkışında 5 adet otelimizde var gelenleri çok şükür ortada bırakmayız, coğrafi konum itibariyle ilçeye hem karayolu ile hem de demiryolu ile ulaşım rahatça sağlanabiliyor.</p>
<p>Mevcut liselerimizin kapasitesi de yeterde artar bile.</p>
<p>Bakın ilçemizin bu konuda sorunu yokmuş, peki sorun nerede?</p>
<p><strong>Evet, sevgili yetkililerimiz sorun nerede?</strong><br />
İsterseniz onu da ben cevaplayım, ne dersiniz ama gücenmece yok.</p>
<p>Sorun sizlersiniz, sizler bir araya gelmedikçe, kendi menfaatlerinizi ilçe menfaatlerinden önce tuttukça, ÖSS için 2000 aileleriyle birlikte 6000 vatandaşınız yollarda sefil olur. 1000 ile 2000 arasında ehliyet sınavına giren vatandaşınız İzmir yollarında saatlerce sınava gireceği okulu arar, sizlerde şaşalı makam odalarınızda keyiflenirsiniz.</p>
<p>Daha fazla söze gerek yok, nasıl olsa kendimiz çalıp kendimiz söylüyoruz.</p>
<p>Kalbim sahipsiz kalan memleketim Torbalı’nın değerini anlayabilen kişilere rastlaması dileğiyle atıyor sağlıcakla kalın.</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/sahipsiz-memleketim-torbali/">Sahipsiz memleketim Torbalı</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/sahipsiz-memleketim-torbali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gururlu ve mutlu olmak</title>
		<link>http://mytorbali.com/gururlu-ve-mutlu-olmak/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/gururlu-ve-mutlu-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 09:41:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Alitalia]]></category>
		<category><![CDATA[Barcelona]]></category>
		<category><![CDATA[Devrim Arabası]]></category>
		<category><![CDATA[İmza]]></category>
		<category><![CDATA[Jat Havayolları]]></category>
		<category><![CDATA[Lot]]></category>
		<category><![CDATA[Manchester United]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Kotil]]></category>
		<category><![CDATA[THY]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Hava Yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=1942</guid>
		<description><![CDATA[<p>Krizde dünyanın büyük havayolu şirketleri zor duruma düşerken, THY büyümesini sürdürüyor. Uçuş nokta sayısını artıran, Barcelona ve Manchester United kulüpleriyle sponsorluk anlaşması imzalayan şirkete ilginç tekliflerde geliyor.10′dan fazla havayolu şirketi, THY’den kendisini satın almasını istemesi gibi ki bunların arasında İtalyanların ünlü firması Alitalia’nın olması, Polanya’nın Lot’u ve Sırbistan’ın Jat havayolları gibi büyük şirketlerin yer alması, [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/gururlu-ve-mutlu-olmak/">Gururlu ve mutlu olmak</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Krizde dünyanın büyük havayolu şirketleri zor duruma düşerken, THY büyümesini sürdürüyor. Uçuş nokta sayısını artıran, Barcelona ve Manchester United kulüpleriyle sponsorluk anlaşması imzalayan şirkete ilginç tekliflerde geliyor.10′dan fazla havayolu şirketi, THY’den kendisini satın almasını istemesi gibi ki bunların arasında İtalyanların ünlü firması Alitalia’nın olması, Polanya’nın Lot’u ve Sırbistan’ın Jat havayolları gibi büyük şirketlerin yer alması, nedenli güçlü bir yere geldiğimizin en basit örnekleri. Tabi burada bu şirketin reklamını yapmayacağım gerekte olmadığı açıkça belli. Benim dikkat çekmek isteğim birkaç yıl öncesine kadar zarar eden bu şirkete ne oldu da kar’a, daha da fazlası dünyanın en prestijli havayolu şirketi olmaya aday oldu. Şu anda Avrupa’nın dördüncü büyük havayolu şirketi olan THY hedeflerini anlatırken gururlanmamak ve Türkiye’nin geleceği adına umutlanmamak elde değil. Firma Cumhuriyet’in 100. kuruluş yılı olan 2023′te şu anda 133 olan uçak sayısını 250′nin üzerine çıkartmak ve Dünya’nın en prestijli şirketleriyle ve spor kulüpleriyle sponsorluk ağını genişletmek. Geçenlerde bir yerde okudum, THY Genel Müdürü Temel KOTİL Beyin arzusu kendi uçaklarımızı yapmak istemesi. Daha ilginç olanı bunun temellerinin 60 yıl önce atılmış olması. Ama her zamanki gibi birileri yine bunun önüne set çekmişler aynı DEVRİM adlı ilk otomobilimizde olduğu gibi, yine bir müteşebbisin İMZA isimli otomobil üretmek istemesinde olduğu gibi alaycı tavırlar ve engellemeler.</p>
<p>Evet, arkadaşlar zarar eden bir firmanın başına bir kişi atıyorsunuz, oda yönetimde bir iki küçük değişiklikler yapıyor ve neticesinde ortaya amudi denebilecek yükselişte bir firma çıkıyor. Eğer ufuk sahibi iseniz, idealleriniz varsa ve de gerçek Milliyetçi duygulara sahipseniz başaramayacağınız hiçbir şey yoktur, örnekte olduğu gibi.</p>
<p>Tabi burada kurumlar arasında çatışma olmadan uyum içinde çalışmalarının da fonksiyonu çok. Yasamanın başındakiler yolu açacak reformları yapacak, Yürütme’de açılan bu yoldan girecek ve icraatlarını yerine getirecek olay bu kadar basit. Şimdi yaşanan bu olduğu için başarı kaçınılmaz oluyor. Önceleri hatırlarsınız yolu açmak bir dert iş yapacak olanı o yola sokmak ayrı bir dertti.<br />
Bakın vizyon sahibi THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamit TOPÇU ne diyor: Krize rağmen hükümetin yaptığı iç ve dış açılımlar sayesinde büyük bir büyüme başarısı gösterdiklerini vurguluyor: “Hükümet politikalarıyla ülkenin yurtdışında marka değerini yükseltti. Birçok ülkeyle vizeler kalktı. Komşularla ilişkiler düzeldi. Tüm bu politikalar büyümemizi olumlu etkiledi.” Top-çu’nun bu konuda dikkat çektiği bir diğer nokta da Türkiye’nin coğrafi konumu. Ülkenin tarihi birikiminin yanı sıra İstanbul’dan 3 saat içinde 35′e yakın ülkeye ulaşma imkânı.</p>
<p>Şimdi adama sormazlar mı, Ey hat eski yöneticiler şimdiye kadar ne yaptınız, kime hizmet ettiniz, kimlere el pençe boyun eğdiniz. Hiç mi vicdanınız sızlamadı fahiş fiyatlara bu millete bilet satarken yine de zarar üstüne zarar. 30 yaşıma kadar uçağa binmeyi hayal bile edemezken 7 yıldır otobüs firmalarının adını unutur oldum. Yasama ve Yürütmenin ahenk içinde çalışmasının neticesi THY’da görüldü. İnşallah bu ahenk diğer kurumlarımızda da aynen yaşanır bunun sinyallerini de alıyorum zaten. Dileğim bunun daha hızlı olması.</p>
<p>Bu ahenkli çalışmadan da çok keyif aldığımı bir kez daha söylemek istiyorum, bunu başar-manın gururu ve gelece umutlu bakmak adına sağlıcakla kalın.</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/gururlu-ve-mutlu-olmak/">Gururlu ve mutlu olmak</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/gururlu-ve-mutlu-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altın Madeni</title>
		<link>http://mytorbali.com/altin-madeni/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/altin-madeni/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 10:57:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[22 Ayar]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Madeni]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Altın Borsası]]></category>
		<category><![CDATA[Koza Altın İşletmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Normandy Madencilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=1575</guid>
		<description><![CDATA[<p>Aslında bugün başka bir konu hakkında yazacaktım, ama arkadaşların kendi meslek dalın ile ilgili niye yazmıyorsun önermeleri nedeniyle ben de kısaca Altın Madeni hakkında sizleri bilgilendirmek istedim. Altın yüzyıllardır neden yatırım aracıdır? Altının yastık altında saklanması ülke ekonomisine katkımı yoksa zarar mı sağlar? Bu sorulara cevap aramaya çalışalım. Türkiye’de kapalı ekonomi döneminde yatırım araçları yelpazesi [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/altin-madeni/">Altın Madeni</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında bugün başka bir konu hakkında yazacaktım, ama arkadaşların kendi meslek dalın ile ilgili niye yazmıyorsun önermeleri nedeniyle ben de kısaca Altın Madeni hakkında sizleri bilgilendirmek istedim. Altın yüzyıllardır neden yatırım aracıdır? Altının yastık altında saklanması ülke ekonomisine katkımı yoksa zarar mı sağlar? Bu sorulara cevap aramaya çalışalım.<br />
Türkiye’de kapalı ekonomi döneminde yatırım araçları yelpazesi dar olduğundan halk, birikimlerini altın olarak tutuyordu. Kırsal kesimde altına olan ilgi daha da fazlaydı. Halkın büyük bir bölümü sosyal güvence olarak, tarım kesiminde olanlar hem sosyal hem de ekonomik güvence olarak altına yatırım yapıyordu. Ayrıca yüksek enflasyona karşı da paranın değeri altınla korunmaya çalışılıyordu.</p>
<p>Bu arada bölgemizdeki stratejik gerginlikler, sık yapılan genel seçim ve iktidar değişiklikleri, ekonomik krizler içeride altına olan ilgiyi uzun yıllar güçlü tuttu. Alım satımı serbest olan Osmanlı döneminin son altı padişahının sikke altınları, Cumhuriyet dönemine ait Darphane ve Damga Matbaası’nda basılan cumhuriyet altınları, 22 ayar çeşitli modelde tel bilezikler, alım satımında fiyat farkları oldukça düşük olduğundan tasarruf için tercih edilen altınlardı.<br />
Liberal ekonomiye geçildiği 1980′li yıllardan itibaren külçe (işlenmemiş, ayarı yüksek saf altın) altının ithalatının serbest bırakılmasıyla birlikte, yatırım araçları yelpazesi oldukça genişledi. Enflasyonun düşük olduğu dönemlerde altına olan ilgi doğal olarak azalıyor. Halk 1970′li yıllardan bu yana yaşanan ekonomik krizlerde gerek ihtiyaçtan gerekse kâr amaçlı olarak elindeki altınları zaman zaman satıyor. Ölü yatırım diye eleştirilen yastık altı altınlar olmasaydı, komşumuz Yunanistan gibi ülke ekonomisi bunalıma girerdi. Altın ithalatının yasak olduğu yıllarda illegal yollarla, günümüzde ise İstanbul Altın Borsası (İAB) aracı kurumları vasıtasıyla bu altınlar yurtdışına da satılıyor. Geçen yıl İAB üyeleri vasıtasıyla 140 ton altın ihraç edildi. Böylece kimseye muhtaç olmadan ülkenin döviz ihtiyacı karşılandı</p>
<p>Liberal ekonomiye geçişle birlikte tasarruf yelpazesinin genişlemesi, altının tasarruftaki payını azalttı. Ancak 2001 krizi sonrası dövizde dalgalı kur uygulamasına geçilmesiyle fiyatlardaki oynaklık, döviz yatırımcısını mağdur etti. Son yıllarda dövizden vazgeçen yatırımcıların bir kısmı altına, fizikî olarak veya banka fonlarına yöneldi. Altına olan ilgi geleneksel olarak da devam etmeye çalışıyor.</p>
<p>Türkiye’de yastıkaltında ne kadar altın olduğu konusunda değişik tahminler yapılıyor. Ancak İAB yetkililerine göre yastıkaltında halkın tasarrufu olarak 5-7 ton altın olduğu belirtiliyor. Ayrıca yer altında işlenmeye hazır 700 ton ve rezerv maden olarak 6.400 ton altın olduğu tahmin ediliyor. Bunlar ülkemizin zenginliğidir. Önemli olan, bu zenginliğin ekonomiye kazandırılmasıdır.</p>
<p>Türkiye’nin birkaç bölgesinde altın madeni işleten firmalar var. Bunlardan biri de Koza Altın İşletmeleri AŞ. Şirket İzmir-Bergama-Ovacık’taki maden işletmesini 2005 yılında Normandy Madencilik AŞ’den hisse devriyle satın alarak o yıl üretime başladı. Şirketin kaynakları, kuruluş tarihindeki miktarın 6 katından fazlasına yükseldi. Koza Altın İşletmeleri, 2009′un ilk 9 ayında 220 milyon lira satış, 111 milyon lira faaliyet kârı ve yaklaşık 90 milyon lira net kâr elde etti. Koza Altın İşl. AŞ’nin yüzde 30 hissesi 2-4-5 Şubat tarihlerinde talep toplama yöntemiyle İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) bu yılın ilk halka arzını başarıyla gerçekleştirdi. Geçenlerde de hisse İMKB’de işlem görmeye başladı. Böylece yer altındaki altın bir yandan ülke ekonomisine kazandırılırken, diğer yandan halkın tasarrufuna da açılmış oldu. Yastıkaltındaki altınların da sisteme girmesi teşvik edilerek ülke ekonomisine yeni kaynaklar sağlanabilir. Altın, ölü yatırım değil ülkenin ve kişilerin zor zamanlarında ihtiyaç duyulduğunda, hazır kaynağıdır..</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/altin-madeni/">Altın Madeni</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/altin-madeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meslek Liselilerin Korkulu Rüyası</title>
		<link>http://mytorbali.com/meslek-liselilerin-korkulu-ruyasi/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/meslek-liselilerin-korkulu-ruyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 11:33:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[Katsayı Adaletsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Liseleri]]></category>
		<category><![CDATA[ÖSS]]></category>
		<category><![CDATA[YÖK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=1184</guid>
		<description><![CDATA[<p>YÖK, üniversiteye girişte meslek liselilere uygulanan katsayı adaletsizliğini çözmeye çalıştıkça karşısına İstanbul Barosu çıkıyor. Önce katsayı farkını kaldıran kararı iptal ettiren Baro, YÖK’ün son formülünü de Danıştay’a taşıdı. Meslek liseliler, 10 yıl süren katsayı zulmünün devam etmesinden korkuyorlardı. Geçtiğimiz günlerde Danıştay’ın aldığı kararla korkular gerçek oldu, yine yeni düzenleme iptal edilmişti. YÖK, 28 Şubat sürecinde [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/meslek-liselilerin-korkulu-ruyasi/">Meslek Liselilerin Korkulu Rüyası</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YÖK, üniversiteye girişte meslek liselilere uygulanan katsayı adaletsizliğini çözmeye çalıştıkça karşısına İstanbul Barosu çıkıyor. Önce katsayı farkını kaldıran kararı iptal ettiren Baro, YÖK’ün son formülünü de Danıştay’a taşıdı.</p>
<p>Meslek liseliler, 10 yıl süren katsayı zulmünün devam etmesinden korkuyorlardı. Geçtiğimiz günlerde Danıştay’ın aldığı kararla korkular gerçek oldu, yine yeni düzenleme iptal edilmişti.</p>
<p>YÖK, 28 Şubat sürecinde (Temmuz 1998) üniversiteye girişte tekli sınav sistemini getirip alan dışı tercih yapanlara farklı katsayı uygulamaya başladı. 2003′te yeni bir düzenlemeyle meslek liseli öğrencilere alanlarına yönelik iki yıllık meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş hakkı tanınsa da bu, ÖSS stresinden kaçmak isteyen öğrencilerin meslek liselerini tercih etmeleri dolayısıyla kalitenin düşmesine sebep oldu.</p>
<p>Eğitim Bir-Sen’in katsayı ile ilgili hazırladığı raporda da bu konuya dikkat çekiliyor. Rapora göre, 2009 ÖSS’de 30 bin sıfır çeken öğrencinin yarısının meslek liseli oluşu, daha önce sınavla öğrenci alan bu okulların, altyapısı zayıf öğrencilerce tercih edilir hale geldiğinin en büyük göstergesi. Mesleki eğitimi teşvik etme iddiası ile getirilen sistemin aslında meslek liselerinin kolunu kanadını kırdığı böylece ortaya çıkıyordu.</p>
<p>Danıştay’ın yetkisini ve donanımını aşan katsayı kararları üzerine “ne yapabiliriz” soruları çoğaldı. Meslek liseliler ve alan değiştirme teşebbüsünde bulunmuş düz liseliler düşünüldüğünde yüz binlerce öğrenci, belirtisizliğin kucağına itildi.</p>
<p>Demokratik hukuk devleti iddiasını anayasanın değişmez maddelerine yazan bir ülkede yol belli. Demokratik tepki ve hukuk. Demokratik tepki kanallarının başında siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları geliyor. Yerel teşkilatlar ve genel merkezler nezdinde kamuoyu baskısı oluşturulabilir.</p>
<p>Bu yolda dikkat edilmesi gereken provokatif eylemlerin önüne geçilmesidir. Aksi halde kaş yaparken göz çıkmasın.</p>
<p>Hukuk yolunda ise, karar vesilesiyle mağdur olduğuna inanan kişiler veya bunların velayetine haiz olanlar müdahilik talebinde bulunabilirler.</p>
<p>Tabi bu iki yolda yasaların öngördüğü şekilde yapılırsa herkesçe takdir edilir. Bu konuda musade ederseniz birazda öz eleştiri yapmak istiyorum.</p>
<p>Devlet kapısında sürünmek istemediğimizden hakkımızın peşinde yeterince gitmiyoruz. Ne zaman sadece konuşmaktan vazgeçeriz bilemiyorum ama tahribatların tamiri için de geçen her dakika kayıp hanemize yazılıyor.</p>
<p>Bugün değiştirmiş olsanız da geçmiş 10 yılda istediği bölümde okuyamayan öğrencilere bir gün bu dünyada olmasa da başka alemde hesap vereceğinizi unutmayınız.</p>
<p>İstanbul Barosu gibi hukuku savunması esas olan bir kurumun ideolojilerinin kurbanı olup Meslek Liselilerin korkulu rüyası olmaktan vazgeçmesi gerekmektedir.</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/meslek-liselilerin-korkulu-ruyasi/">Meslek Liselilerin Korkulu Rüyası</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/meslek-liselilerin-korkulu-ruyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kulağınıza Küpe</title>
		<link>http://mytorbali.com/kulaginiza-kupe/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/kulaginiza-kupe/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 16:41:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet ÇİÇEK]]></category>
		<category><![CDATA[Atasözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrist]]></category>
		<category><![CDATA[Torbalı İntahar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=1092</guid>
		<description><![CDATA[<p>Torbalı&#8217;daki intiharlarla ilgili belki pek çok şey söylendi, konu hakkında bilgisi olan da konuştu olmayan da… Geçenlerde Doktor Ahmet ÇİÇEK Bey’in Psikiyatristlerin intiharları engelleyemeyeceğine vurgu yapan ve sebeplerini de sıralayan bir açıklaması olmuştu. Bu görüşe katıldığımı ve yerinde bir tespit olduğunu söylemek istiyorum. Bu sorun sadece hekimlerimizin çözmesi gereken bir şey değil, Torbalı’mızdaki tüm yetkililerin [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/kulaginiza-kupe/">Kulağınıza Küpe</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Torbalı&#8217;daki intiharlarla ilgili belki pek çok şey söylendi, konu hakkında bilgisi olan da konuştu olmayan da… Geçenlerde Doktor Ahmet ÇİÇEK Bey’in Psikiyatristlerin intiharları engelleyemeyeceğine vurgu yapan ve sebeplerini de sıralayan bir açıklaması olmuştu. Bu görüşe katıldığımı ve yerinde bir tespit olduğunu söylemek istiyorum. Bu sorun sadece hekimlerimizin çözmesi gereken bir şey değil, Torbalı’mızdaki tüm yetkililerin en az hekimlerimiz kadar sorumlu olduğu bir konu.</p>
<p>Sizlere başka bir bakış açısı getirerek bu konunun çözümüne dair bir ışık tutmak istiyorum. Ben başta olmak üzere herkes birilerinden çözüm bekliyor. Peki intiharlara teşebbüs edenlerin hiç mi sorumlulukları yok, bu ruh hâlinde olan insanlarımız çözüm için ilk önce kendileri bir adım atmaları gerekmiyor mu?</p>
<p>Atalarımız geçmişte ne güzel söylemişler; “<strong>Ağacı kurt, insanı dert yer</strong>”, “<strong>Derdini söyle-meyen derman bulamaz</strong>”, “<strong>Duvarı nem,insanı gam yıkar</strong>”, “<strong>Ağrısız baş mezarda gerek olur</strong>” gibi sözler de çağımızın en önemli hasta-lığı olan stresin önemine değiniyor.</p>
<p>Atasözlerine baktığımızda,stres en önemli hastalık. Bugün tıp camiası da aynı görüşte. Öncelikle vücut direncini kırıyor. Vücutta stres olduğu zaman bazı maddeler salgılanıyor, bunlarda vücudun enfeksiyonlara karşı olan direncini kırıyor. Kalp ve şeker hastalıklarına zemin hazırlıyor. Yani “<strong>yüreği ferah tutmak hastalıkları engeller</strong>” diyor atalarımız.</p>
<p>“<strong>Neşe sindirimi kolaylaştırır</strong>”, ya da “<strong>Derdini söylemeyen derman bulamaz</strong>” deniliyor. Eski insanlarında dertleri vardı ama bunu yakınları ile paylaşabiliyorlardı. Günümüzde kimse derdini yakınları ile paylaşmıyor ve psikiyatriste gidiyor. Bu nedenle günümüzde psikiyatri önemli bir dal hâline geldi ve bu branşın çok hastası var. Özellikle çocuk psikiyatrislerinin çok hastası var. Eskiden anneler çalışmıyordu, anne ve baba evlerinde çocukları ile daha fazla zaman geçirebiliyorlardı. Şimdiyse çocuk anne ve baba ile yeterince vakit geçiremiyor. Bu da çocuklarda stresi ve psikolojik hastalıkları arttırıyor. Stres de mide hastalıklarında çok önemli bir faktördür.</p>
<p>Eskiden insanlar ailecek eş, dost ve akraba ziyaretleri yaparlardı, bu da artık mazide kaldı. Şimdi sadece bayramlarda o da zorla sıkıla ıkına yapılır oldu.<br />
Hatırlıyorum da cümbür cemaat komşumuza gittiğimizde onun çocuklarıyla ne kadar da güzel oynardık, bir yandan büyüklerimiz diğer yandan çocuklar neşe içinde eğlenirdik, stres mi kalır böyle ortamlarda insan düşününce özlüyor.</p>
<p>Şimdi sizlere sorarım bu değerlerini kaybetmiş bir topluma hangi hekim, hangi başkan, hangi yetkili gelse faydalı olabilir. İş ilk önce kendimizde bitiyor. İstediğiniz kadar sosyal tesis yapın, iki tane değil on tane hekim getirin bunlara ilgi göstermiyorsanız, kendinizi sosyal olmak için zorlayamıyorsanız işte sonuçları maalesef böyle acılı oluyor. Elbette hekim de lazım, sosyal tesis ve etkinlik de, onlar olmazsa olmazlar zaten.</p>
<p>Atasözleri bence belirli bir deneyimden sonra çıkmış. Doğru olduklarını düşünüyorum ve tavsiyeleri uygulamak gerektiğine inanıyo-rum. O yüzden diyorum ki Atalarımızın dediklerini kulağımıza küpe yapalım.</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/kulaginiza-kupe/">Kulağınıza Küpe</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/kulaginiza-kupe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir bütünün 2 farklı parçası: Kadın ve erkek</title>
		<link>http://mytorbali.com/bir-butunun-2-farkli-parcasi-kadin-ve-erkek/</link>
		<comments>http://mytorbali.com/bir-butunun-2-farkli-parcasi-kadin-ve-erkek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 13:03:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat İNAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[14 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Nikah]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi Yuvası]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mytorbali.com/?p=1002</guid>
		<description><![CDATA[<p>(Sevgililer Gününe özel) Aile bir sevgi yuvasıdır. Bu yuvanın ise iki mimarı vardır. Nikah bağı ile bir araya gelmiş, bir erkekle, bir kadın nikahın kerametiyle gerekleri gerçekleşir. Nikahı emreden Yüce Yaratıcı bir erkekle bir kadını iki yabancı olmaktan çıkarır; aralarına koyduğu eş sevgisiyle onları öyle bir kaynaştırır ki, bir ömür doyamazlar, birlikte olmaya ve paylaşmaya… [...]</p><p><a href="http://mytorbali.com/bir-butunun-2-farkli-parcasi-kadin-ve-erkek/">Bir bütünün 2 farklı parçası: Kadın ve erkek</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="color: #993366;">(Sevgililer Gününe özel)</span></em></p>
<p>Aile bir sevgi yuvasıdır. Bu yuvanın ise iki mimarı vardır. Nikah bağı ile bir araya gelmiş, bir erkekle, bir kadın nikahın kerametiyle gerekleri gerçekleşir. Nikahı emreden Yüce Yaratıcı bir erkekle bir kadını iki yabancı olmaktan çıkarır; aralarına koyduğu eş sevgisiyle onları öyle bir kaynaştırır ki, bir ömür doyamazlar, birlikte olmaya ve paylaşmaya…</p>
<p>Vefat bile ayıramaz onları, vefa devam eder. Zira yılların demlendirdiği aşkla öyle bir olurlar ki, ikilik ebediyen kalkar aralarından, Sen-Ben olmaktan çıkıp tam manasıyla BİZ olurlar. Öylesine çift bedende tek ruhlaşırlar ki, zamanla şeklen de benzeşirler. Nikahın kerameti ölümle de son bulmaz, onlar öteki dünyada da paylaşma arzularını ortaya koyarlar. En önemli dualarından biridir; Cennet’te de ebedi birlikte olmak. Bu dileğin en etkileyici bir dilekçesi, bir mezarlıkta gerçekleşmişti:</p>
<p>Onlar da çoğu aşık karı kocalar gibi, peşpeşe ölmüşler. Vasiyetleri üzere yanyana gömülmüşler. Yine vasiyetleri üzere, iki mezara tek taş dikilmiş. İki mezarın ortasındaki bu tek taşa da, isteklerine uygun olarak şu cümle yazılmış: “Burada, birbirini seven bir karı koca yatıyor; ikisine bir Fatiha yetiyor.”</p>
<p>Böylesine birleşmiş, çift olmaktan çıkıp tekleşmiş bir karı-koca, acaba hayatlarında nasıl derin bir mutluluk yaşadılar tahmin edebilir miyiz? Bu olması gereken güzellikte babanın ve annenin rolleri nedir? Evi böyle bir sevgi yuvası haline  getirmekte fertlere düşen görevler nedir?</p>
<p>Çoğu zaman, evlilik hayatında baba, ev dışında düşünülür. Çünkü o para kazanan, evin maddeten geçimini sağlayan bir güç odağıdır. Biraz daha ötesi otorite ve disiplin demektir. Bu özellikler, “Ben bir babayım, ben ne dersem o olur!” zihniyetini oluşturuyorsa, tabii ki çok zararlıdır. Ama toplumda paranın, maddenin, gücün önemsendiği ve öncelendiği bir anlayış hakimse, bu yanlış doğru sanılır ve benimsenir.</p>
<p>Ancak maneviyatın, muhabettin ve gönlün hakim olduğu bir dünyada babaya izafe edilen özellikler, onu tek adam haline getirmez. Çünkü, en az madde kadar önemli, para kadar lazım şefkat temsilcisine de ihtiyaç vardır. Bu sebeple Anne ailenin olmasa olmaz birinci unsurudur. Çünkü yuvayı yapan dişi kuştur. O onun bu özelliğini farketmeyen baba, hem eşini, hem de çocuklarını sevgisiz bırakır. Zira babanın kabalığı, katılığı, duygu yufkalığı; annenin zarafeti ve duygu derinliğiyle dengelenir, yontulur, rafine hale gelir.<br />
Mevlana’ya göre baba, gücünü ancak hayırda kullanır; bu sebeple de asla diktatör olmaz. Bir Hadis-i Şerife dayandırarak şöyle der Hazret: “<strong>Akil ve arif erkekler, hanımlarına mağlup olurlar; kaba, katı ve cahiller de hep galip gelirler.</strong>”</p>
<p>Ne mutlu bu zarif adamlara, gücünü hakim olmakta değil, düzeni sevgiyle korumaya çalışanlara. eve kaba kuvvetle hakim olmaya çalışan erkekler, oradaki yürekleri daima kaybederler. Bu bakımdan evde erkek için de tek mesele, bir gönüle girmektir.. Bu bakımdan baba eve girerken, evdekilerin gönlüne de girmelidir. Bu niyetle eve yönelen adam, oraya işini değil, sevgisini merhametini ve aşkını getirir. Bu baba evde özlenir, yolu gözlenir ve asla bir fazlalık gibi görülmez.</p>
<p>Ne dersiniz bu 14 Şubat’tan itibaren kendimizi bir daha gözden geçirmeye ve muhasebe etmeye başlayalım.  Buna cesaretiniz vardır umarım!</p>
<p><a href="http://mytorbali.com/bir-butunun-2-farkli-parcasi-kadin-ve-erkek/">Bir bütünün 2 farklı parçası: Kadın ve erkek</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mytorbali.com/bir-butunun-2-farkli-parcasi-kadin-ve-erkek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

