En çok kendimize karşı dürüst olmalıyız. En kötü kandırma kendi kendimizi kandırmamızdır. En yaman hasmımız nefsimizdir; çünkü kendi zekamızı kendi aleyhimize kullandıran oyunları vardır onun. Hiçbirinin zekası bizi onun kadar iyi tanıyamaz, oyuna getiremez.

Varlıkla imtihanın yoklukla imtihandan çok daha zor tarafları vardır. Hz. Ömer’in sözü malumdur. Çok daha zordur, çünkü insan rahat iken gaflete daha yakın bir haldedir. Sürekli bir dikkat içinde bulunmanın özel tedbirlerini almazsa, kolayca kayabilir. Hepimiz nefis taşıyoruz; varlığın tatlarına alışınca, yavaş yavaş farklılaşır. Siz dengede durma halinden adım adım uzaklaştıkça, o varlığın tatlarıyla şenlenip palazlanmaya, bazı tavırlarınıza hulul etmeye başlar. Bu o kadar tedricen ve sürekli işlemeler halinde olur ki, küçük dozlarla uyuşturucuya alışır gibi alışırsınız sapmalara.

Düşünceleriniz, duygularınız, ruh dünyanız her gün biraz daha değişir.
Tatlı tatlı değişir. Özel tevillere cevazlara doğru meyledersiniz.

Özetle, zaman içinde dengeniz bozulur. Kendi kendinizden çok memnun bir hale gelirsiniz. İç gözlem, özeleştiri, mahviyet tevazu ve huşu içindeki yakarışlarınız, yerini, rutinleşmiş ve biçimselleşen alışkanlıklara bırakır. Siz artık eski siz değilsinizdir. “Vaktiniz azalmış, meşguliyetiniz artmıştır.” “… Anlatması kolay da, yaşarken fark edilmesi çok zor. Kendisine anlatsan gaflet izahlarının hepsini güzel güzel dinler, zaten de biliyordur; ama hiç üstüne almaz. Çünkü kendi kendini kandırabilmesini mümkün kılan bazı olumlu işleri de vardır, onları örtü yapar. Nefs ruha perde olunca, ruhun nuru olan akıl da tutulur ve yalnız kalan zeka sizin aleyhinize çalışmaya elverişli hale gelir. Bir başka denge oluşmuştur artık: gaflet dengesi.”

İbadetler ve tefekkür ihtarları, işte böyle bir negatif dengenin oluşmaması içindir. “Az da olsa, sürekli” ilkesi de aynı sebebe bağlanmak gerekir. Duyarlılıklarımızın periyodik bir devamlılık içinde beslenmesine ihtiyacımız vardır bizim.

Rehavete kapıldığımız an, gaflet mekanizmaları işlemeye başlar. “Oldum, tamamlandım” gururuna kapılmaktan çok sakınmalıyız ki, itidal dengemizi koruyalım ve düşünerek sevgiyle yaşamayı sürdürebilelim. Kimyayı saadet sözünü bunun için çok severim. Hakikaten çok hassas çok ince bir manevî kimya etkileşiminin denge şartları içindeyiz. Mutluluk bu denge şartlarının bir ahenk oluşturmasına benzeyen bir güzelliktir. Mutluluğumuz her şeyin yerli yerinde olmasına bağlı; kaç derecelik sapma varsa, o derece gölgeleniriz. Bir düşünür “sinir sistemi hiç affetmez” diyor. Mutluluk dengesi de öyledir, küçük bir hata bize çok pahalıya mal olabilir; küçük bir tavır pozitifliği de bize çok şey kazandırabilir.

İnançlarımız olmasaydı akıl yalnız başına bu dengeyi kuramaz, koruyamaz, gelişmesini sağlayamazdı.

Evet, hastalıklarımız belli; para, şöhret, makam bunlar hep gelip geçici.

Bunlara sahipken nefsimize sahip çıkmak esas olan, Allah yar ve yardımcımız olsun sağlıcakla kalın.