BİLDİĞİNİZ gibi, Anayasanın birinci madde-si, Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet oldu-ğunu vurgular. Hemen ikinci madde de bu cumhuriyetin vasıfları zikredilir ve Türkiye’-nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk dev-leti olduğu belirtilir. Yine bildiğiniz gibi, bu iki hüküm asla değiştirilemez ve değiştiril-mesi teklif de edilemez.
Evet, bu iki esas teminat altındadır, bunlara dokunamazsınız. Belki bir manada mükem-melini bulursanız, demokrasiye ilavelerde bulunabilirsiniz. Laikliğin tarifini açabilir, genişletebilir ve onu insani değerleri daha da kuşatıcı olma ufkuna yükseltebilirsiniz. “Sosyal devlet” ifadesi için de aynı şeyleri söyleye biliriz…
Fakat bütün bunları temel meseleler gibi ka-bulün yanı başında, aynı zamanda dünyadaki genel gelişmelerden istifade ederek, bizde de o meseleler inkişaf yani uyarlama şeklinde olması gerekir. Tabiri caizse temeli olduğu gibi kabul edilir, yoruma ve genişletilmeye de açık durulur…

Türkiye’de yarım asırdan daha uzun bir za-mandan beri, demokrasiyi deniyor ve hala en mükemmelini bulmak için uğraşıyoruz. De-nemede başarılı olamadığımız zaman yeniden başa dönüyor, bir kere daha arayışa geçiyor ve yeni testler yapıyoruz. Pozitif ilimlerdeki deneme-yanılma ve doğruyu bulma yolunu bir yönüyle biz gerçek demokrasiye ulaşma mevzuunda kullanıyoruz. Böylece bir manada demokrasi bir gelişme süreci yaşıyor. Batılılar da, “Biz, bu meselenin zirvesini henüz yaka-layamadık, hala yoldayız” diyor ve onlar da kendi anlayışlarına göre ideal bir demokrasi arıyorlar.

Ayrıca, demokrasi değişik toplumlar tarafın-dan farklı farklı şekillerde anlaşılmış ve deği-şik tarzlarda uygulanmıştır. Mesela, A.Lincoln, demokrasiyi “Halkın halk tara-fından, halk için idaresi” olarak ifade etmiş; Hitler, Nazizm’i “gerçek demokrasi” diye nazara vermiş; Mussolini de Faşizm hakkında “merkezi ve otoriter demokrasi” diyebilmiştir. Görüleceği gibi, çoklarınca anti-demokratik kabul edilen bazı ideolojilerin bile demok-ratik oldukları iddia edilmiştir. Rusya’da, Ko-münizmin hakim olduğu dönemlerde, onlar da kendi sistemlerine “Sosyal Demokrasi” demeyi uygun görmüşlerdir.
Dolayısıyla, bugün kemale ermiş ve herkes tarafından benimsenmiş bir demokrasiden bahsetmek imkânsızdır. Bütün hukukçuların ve sosyal bilimcilerin genel kabulü, demok-rasinin henüz bir gelişme süreci yaşadığı isti-kametindedir. Bu açıdan da, Türkiye’nin hal-i hazırdaki problemleri mevcut demokrasiyle çözülebilecek olsa da, onu daha da geliştir-mek ve mümkün olduğu kadarıyla herkesin maddi-manevi ihtiyaçlarına cevap verecek olan en mükemmel demokrasiye ulaşmak hedeflenmelidir.

Evet, demokrasi, temel hak ve hürriyetlerin korunmasını halkın temsilcilerine tevdi eden, milletin görüş ve kanaatlerinin ülke yöneti-minde tesirli olması gerektiği esasına dayanan bir idare şeklidir. Bu da seçimle mümkün kı-lınmıştır. Seçim “intihab” demektir, intihab ise “nuhbe” den gelir. Nuhbe de, kaymak demektir. Unutmayın ki, bir şeyin aslında ne varsa kaymağı da o cinsten olur. Sütün üstün-de süt kaymağı, şapın üstünde şap kaymağı bulunur…Bu sözler aynı zamanda, “Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz” hadis-i şe-rifinin çok enfes bir yorumundan ibarettir. İşte, halkın içinden çıkan ve onu tam akset-tiren temsilcilerin idaresidir demokrasi.
Dikkat çekmek istediğim diğer bir konu da, Belediye Başkanı ve Meclis üyelerine yö-nelik.
Bulunduğunuz yere halkın iradesiyle geldiği-nizi unutmayınız. Bu halk, iradesini de ÇÖP’te olumsuz ifade etti. Sizler kaymak-sınız, sokaktaki halktan farklı bir düşünceye sahip olamayacağınız gibi hakkınız da yoktur. Yoksa İntihab günü geldiğinde bu halk sizlere hak ettiğinizi vermekte tereddüt etmeyecektir.
Vereceğiniz veya alacağınız kararlarda halka da kulak vermeniz dileğiyle sağlıcakla kalın.